DOSYA HABER | ÖZEL ARAŞTIRMA
İstanbul, tarih boyunca sadece bir kültür ve ticaret başkenti değil, aynı zamanda Türkiye'nin üretim kalbi oldu. Mahalle aralarındaki küçük atölyelerden, Haliç'i kaplayan fabrika bacalarına; oradan da şehrin çeperlerine kurulan devasa Organize Sanayi Bölgelerine (OSB) uzanan bu yolculuk, aslında İstanbul'un kentleşme tarihinin ta kendisidir. İşte dünden bugüne, İstanbul'daki sanayi sitelerinin adım adım evrimi.
Cumhuriyetin ilk yıllarından 1950'lere kadar İstanbul'da "organize" bir sanayi bölgesinden bahsetmek neredeyse imkansızdı. Üretim, ticaretin de merkezi olan Tarihi Yarımada ve Haliç kıyılarına sıkışmıştı.
Cibali Tütün Fabrikası, Feshane, Sütlüce Mezbahası ve irili ufaklı yüzlerce tersane atölyesi Haliç'in iki yakasını adeta bir demir-çelik ve duman vadisine çevirmişti. 1950'lerde kırsaldan kente göçün hızlanmasıyla, Zeytinburnu ve Topkapı aksı yeni sanayi merkezleri olarak belirmeye başladı. Özellikle Topkapı, 1960'lar ve 70'ler boyunca iplik, dokuma, metal eşya ve otomotiv yan sanayisinin kaotik ama en canlı merkezi haline geldi. Şehrin içindeki apartman altı tornacılar ve kaportacılar ise mahalle yaşamıyla iç içe geçmiş, gürültülü bir ortak yaşam kurmuştu.
"1970'lere gelindiğinde Topkapı, Zeytinburnu ve Haliç üçgeni, İstanbul'un yükünü taşıyamaz hale gelmişti. Çevre kirliliği, trafik ve altyapı yetersizliği, sanayinin şehirden sürgün edilmesinin ilk sinyallerini veriyordu."
1980'li yıllar, İstanbul sanayisi için tam anlamıyla bir kabuk değişimi dönemiydi. Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan'ın başlattığı "Haliç'i Kurtarma Projesi", sanayi sitelerinin tarihçesindeki en büyük kırılmadır.
Haliç kıyısındaki yüzlerce fabrika ve atölye yıkıldı. Şehir içinde kalan, çevre kirliliği yaratan ve trafiği felç eden dökümcüler, dericiler, demirciler ve oto tamircileri için şehrin "o dönemki" uzak sınırlarında devasa araziler tahsis edildi. Bu sürgün, Türkiye'nin en büyük organize sanayi komplekslerinin temelini attı.
Şehir içindeki oto tamircilerinin ve yedek parçacıların modern ve tek bir merkezde toplanması amacıyla Maslak Atatürk Oto Sanayi Sitesi kuruldu. O dönem şehir dışı sayılan Maslak, bugün plazaların gölgesinde kalsa da, İstanbul otomotiv bakım tarihinin en ikonik duraklarından biri oldu.
1990'lı yıllara gelindiğinde, "Organize Sanayi Bölgesi" kavramı İstanbul'da tam anlamıyla vücut buldu.
Avrupa Yakasının Üretim Kalesi: İkitelli OSB
Topkapı, Zeytinburnu ve Haliç'ten çıkarılan esnafın en büyük sığınağı İkitelli oldu. 1980'lerde temeli atılan ancak 90'larda tam anlamıyla faaliyete geçen İkitelli, bugün bünyesinde Aykosan, Bağcılar-Güngören, Dolapdere, Demirciler gibi 30'dan fazla alt sanayi kooperatifini barındırıyor. İstanbul sanayisinin kalbi, tamamen bu bölgeye transfer oldu.
Anadolu Yakasının Demirden Yüreği: Dudullu ve İMES
Anadolu Yakası'nda ise Perşembe Pazarı'nın ağır metal yükünü çeken esnaf, Ümraniye taraflarına taşındı. İMES (İstanbul Madeni Eşya Sanatkarları) ve DES (Demirciler Sanayi Sitesi) gibi devasa siteler kurularak, Dudullu Organize Sanayi Bölgesi'nin omurgası oluşturuldu.
2000'li yıllardan itibaren İstanbul'un durdurulamaz büyümesi, İkitelli ve Dudullu gibi zamanının "uzak" bölgelerini bile şehrin tam merkezinde bıraktı. Artan arsa maliyetleri ve lojistik ihtiyaçlar, sanayiyi daha spesifik alanlara ve en uç ilçelere itti.
Tuzla: Özellikle deri sanayisinin Kazlıçeşme'den taşınmasıyla kurulan Tuzla Deri OSB, zamanla kimya, gemi inşa ve ağır metal sanayisinin Anadolu Yakası'ndaki en uç kalesi oldu.
Hadımköy, Kıraç ve Esenyurt Üçgeni: Avrupa Yakası'nda lojistik depoların, plastik ve tekstil fabrikalarının ve tır garajlarının yeni üssü haline geldi.
Otomotivde Yeni Merkezler: Şehir içinden çıkarılan ağır vasıta tamircileri ve yedek parçacılar, Anadolu Yakası'nda KADOSAN (Ümraniye), Avrupa Yakası'nda ise Hadımköy hatlarında yeni kümelenmeler yarattı.
Bugün gelinen noktada İstanbul sanayi siteleri, klasik üretimden çok AR-GE, yüksek teknoloji (Teknoparklar) ve lojistik merkezlere dönüşme sancısı çekiyor. Çevre ve Şehircilik politikaları gereği, ağır sanayi ve karbon salınımı yüksek üretim tesisleri yavaş yavaş Çerkezköy, Çorlu, Gebze ve Dilovası gibi komşu illere kaydırılıyor.
Özetle; İstanbul'da sanayi sitelerinin tarihi, şehrin kaostan düzene geçiş çabasıdır. Haliç'in isinden kaçarak kurulan İkitelli ve Dudullu gibi devasa adalar, bugün şehrin tam ortasında kalmış dev üretim çarkları olarak İstanbul'un ekonomisini döndürmeye devam etmektedir.